WP İçerik » Kült Tasarımlar » KÜLT TASARIMLAR
Officine Panerai adını duyduğunuzda, dünya haritasında aklınıza ilk olarak Floransa’nın gelmesi çok doğal. Ancak markanın ürettiği ilk saatten beri bir de California gerçeği var…
1930’lu yılların başında, İtalyan donanmasının cesur komandoları dayanıklı, hassas, suya dayanıklı ve güvenebilecekleri kol saatlerine ihtiyaç duyuyorlardı. Merkezi Floransa’da olan ordu bu doğrultuda önemli markalardan teklifler aldı ancak hiçbirini yeterli bulmadı. Çözüm ise aslında kendi içlerindeydi. O dönemde ordunun birçok optik ve mekanik ekipmanını tedarik eden Floransa kökenli Panerai, bir sene içinde ideal bir prototip hazırlayıp Birinci Denizaltı Grubu’na teslim etti. O dönemde bir yandan Etiyopya ile savaşan, diğer yandan Britanya’nın Akdeniz filosunun tehlikesi altında olan İtalyan ordusuna teslim edilen saatin adı Radiomir’di. Sonbahardaki savaşın galibi ise İtalya.

Tarihi boyunca başka hiçbir marka için üretim yapmayan Rolex, bu konudaki tek istisnaya Panerai için imza attı. Kimi saat koleksiyonerlerince göre “kuzen” olarak tabir edilen iki ikonik markanın geçmişinde 1936’da başlayıp 1950’li yıllara kadar uzanan bir işbirliği var.  Sözü geçen ilk prototipten başlayarak Rolex Panerai için birçok özel mekanizma üretirken, ilk saatin yeri her zaman ayrı oldu. Donanma için çok faydalı olmasının yanı sıra tasarımıyla da tarihe geçen unutulmaz saat, tepeden tırnağa her şeyiyle daha önce üretilmiş hiçbir saate benzemiyordu. Kurmalı kalibreye ev sahipliği yapan 47mm çapındaki yastık şeklindeki kasası ve tel boynuzlarıyla öne çıkan saatin özellikle kadranı çok etkileyiciydi. Kadranda marka adının yazmaması daha önce hiç karşılaşılmamış bir detay olarak şaşırtıyor, saat böylece tertemiz bir Art-Deco manzarası sunuyordu. Maksimum okunabilirliği sağlayan bir diğer unsur ise indekslerde çinko sülfür, radyum ve mezotoryumun alaşımından oluşan Radiomir’in kullanılmasıydı. Radiomir sayesinde saatin karanlıkta parlaması için herhangi bir ışık alması gerekmiyor ve en kötü şartta dahi okunabilirlikten ödün verilmiyordu. Savaş şartlarında böylesine bir ayrıcalığa sahip olmak, İtalyanlar için her zaman avantaj oldu. Radiomir ise Panerai’nin ikonik koleksiyonunun adı haline geldi.

FLASHBACK
Unutmadan, bu özel alaşımla okunabilirliği maksimize edilen ibrelerin tasarımı, günümüze kadar taşınacak bir efsanenin habercisiydi. 4, 5, 7 ve 8’in Arap; 10, 11, 1 ve 2’nin Roma rakamlarıyla, kalan indekslerin ise çizgi ve üçgenle ifade edildiği tasarım yıllar sonra California olarak anılacak ve Panerai tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri haline gelecekti. İşin aslı bu kadran dizaynını kullanan başka markalar da oldu ancak tasarım Panerai ile sevildi ve Floransalı markayla özdeşleşti. 1936’yı unutmak o kadar kolay değildi.

2000’li yıllarda müthiş bir çıkışa imza atan Floransalı marka, sahip olduğu eşsiz mirasın farkındaydı ve 2006 yılında 1936 adet ile limitli PAM249’u tanıtarak ortalığı birbirine kattı. Paneristi olarak bilinen marka tutkunlarının kalp atışlarını fazlasıyla hızlandıran model, her şeyiyle kullanıcıyı ilk Officine Panerai prototipine götürüyordu. Kusursuz bir üretim olan PAM249’a şanslı 1936 kişi ulaşırken, dev marka bir sonraki California kadran için tam altı sene bekledi. 2012’de hem 750 adetle limitli PAM448, hem de limitli olmayan PAM424 tanıtıldı. 448 pek çok açıdan 249’u anımsatıyordu ve yine aynı şekilde “sold out” statüsüne ulaşması birkaç gün aldı. PAM424 ise diğer aile fertlerinden biraz daha farklıydı. Kadrandaki Officine Panerai logosu, altın renkli ibreleri ve tarih penceresiyle 249 ve 448’den daha farklı bir profil çizen 424, 2014’te ise tarih penceresi kaldırılarak yeniden piyasaya sunuldu. Sayısız Paneristi’nin California kadran dendiğinde aklına olabilecek en sade, sofistike kadranı getirmesi ve tarih fonksiyonunun simetriyi bozduğu yönünde şikayet etmesi üzerine yenilenen PAM424, şu sıralar oldukça revaçta. İkonik parçayı, İstanbul Nişantaşı’nda bulunan Officine Panerai butiğinde yakından incelemeniz mümkün.


Officine Panerai İstanbul Butik
Mâbed

Türkiye’de lüks saat dünyasının beşiği olarak bilinen Nişantaşı’nda Altın Sokak’ta yer alan Panerai İstanbul butiğinde, PAM424 gibi birçok zor bulunan parçayı yakından inceleyebilmeniz mümkün. Sofistike dekorasyonu, geniş ürün yelpazesi ve nitelikli personeliyle Officine Panerai’nin üstün dünya standartlarını taşıyan butiği, saat tutkunları için bir “mâbed” olarak nitelendirmek yanlış olmaz.

Uzun zamandır Türkiye’nin dört bir yanındaki Paneristi’lerin buluşma noktası olan butiğin en önemli özelliği içerisinde birbirinden özel ve limitli koleksiyonlara ev sahipliği yapması. Son yıllarda tüm dünyada bir fenomen haline gelen ve koleksiyonerler arasında “Bronzo” olarak bilinen PAM507, bu modellerin başında geliyor. 1000 adetle limitli ayrıcalıklı model, günden güne kişisel bir hale gelen bronz kasası ve ayırt edici yeşil kadranıyla şu anda dünya piyasasındaki en değerli saatlerin başında geliyor. Markanın ikonik Submersible tasarımını taşıyan bir diğer limitli model PAM508 de butikte bulabilecekleriniz arasında. 1000 adetle limitli koleksiyonun kasası seramik.

Kendine has mavi kadranıyla şu sıralar Officine Panerai’nin en çok konuşulan saatleri arasında yer alan 300 adetle limitli PAM538, California indeksler ile kronograf fonksiyonunu kırmızı altın kasada bir araya getiren 100 adetle limitli PAM519 ve Luminor Submersible’ı titanyum kasada solaklar için sergileyen 1000 adetle limitli PAM 569 da söz edilmesi gereken mekanik şaheserler arasında yer alıyor. Son olarak 44mm çapındaki seramik kasasının kalbinde 8 gün güç rezervli P.2004 olan PAM317’yi de unutmamak gerekiyor.
 
Marka Sayfasına Git
ıtaly-navy california1 pam507-508 pam519-538-569
Watch Plus
İstanbul Ofis: Kervangeçmez Sok. Dilan Sitesi B2 Blok Kat:2 No:4 Mecidiyeköy
Ankara Ofis: Mithatpaşa Cad. 31/16 Kızılay
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Powered by .NET