Yazarlarımız » Mehmet Ali BAL » Çocukluğumun Saatlerinden Bugüne
Saatleri neredeyse yaşamımın ilk yıllarında tanımaya başladım. İlk sırada dedemin yanına gelen yaşlı dostlarının uzun zincirli, köstekli saatleri vardı. İlk dikkatimi çeken de saatlerin kendileri değil de köstekleri, uzun ve parlayan zincirleriydi. Bir de açılan kapağın içine ciddiyetle bakıp, zamandan haber veren amcalar ve dedelerdi. Genellikle, “Vakit gelmiş”, “Vakit geç olmuş” gibi adeta  yaşamlarında  büyük olaylar neler ise onların gelişini veya gidişini ima eden kısa ve esrarlı cümlelerdi. Ben de merak eder dururdum, acaba neyin vakti gelmiş diye… Ceketin altından o metal yuvarlak kutu çıkarılır çıkarılmaz herkes susardı. Öyle mühim bir şeyler söylenecekti sanki! 

Sonraki dönemlerde hatırladığım saat babamın saatiydi. Kordonu sarı, içi beyaz, klasik bir Hislon sanırım. İlk mektebin ilk yıllarındaydım. 

Yeni yeni akrebin ve yelkovanın yerlerine göre zamanı okumayı öğrenmiştim. İçimde yeni bilgimle birlikte babamın saatini koluma takma arzusu had safhaya çıkmıştı. Öyle ya öğrenmiştim, büyümüştüm. Nitekim bir gün misafirliğe giderken takıverdim koluma babamin saatini. Zamanın işaretlerini okumanın ayrıcalığını yaşıyordum artık kendim. Bu tıpkı ilkokula gideceğim yılın yaz aylarında büyük amcalarla sigara kâğıtları üzerinde sayıları yazma ve öğrenme ile sınava çekilme gibi bir şeydi. 

Rahmetli babamın Arapça rakamları yazması ise bana daha başka bir işaretler dünyasına açmıştı. Bu yazıyı okuyanlar “Efendim ne varmış bunda? Alt tarafı bir çocuk okuma yazmayı ve sayıları öğreniyor!” diyebilirler.

Ama hiç de öyle değildi. Bir kere benim için çok önemliydi. İşaretlere anlam yüklemeyi öğreniyordum. İşaretler ile dünya ve mekân arasında bağlar kurmaya başlamıştım o küçücük dünyamda. Saati öğrenerek ise aynı bağı işaretler ve zaman arasında kurmaya başlamıştım. Diğeri önemsiz ama o gün için önemli bir sonucu ise benim gibi küçük bir çocuğun büyük amcalar tarafından muhatap alınmaya başlamasıydı. Artık köyümüzün, akraba ve komşularımızın en azından bir kısmından daha ilk başta farklıydım! Okuma yazma bilmek, saati anlamak işte böyle bir paye kazandırmıştı bana…

Diğer yandan eski mekanik Hislon kolumda öyle güzel durmuştu ki baktıkça bakasım geliyordu. Sarı ve bileğime çok geniş gelen sarı kordonunu kast etmiyorum elbette. Tamamıyla saatin kendi dünyasını, bembeyaz göğsü üzerinde bana esrarlı gelen rakamlarını, yelkovan ve akrebin simetrik dönüşlerine kadar da çok önemsediğimi hatırlıyorum. 

Hele ev sahibi amcanın iki de bir “Saat kaç oldu?” diye sormasının bana verdiği zevki hala hatırlıyorum. Şöyle saate ciddi ciddi bakıp, “Dokuza beş var” gibi okuduğum zamanı tam ifade edebilmenin tadını çıkarıyordum.

Saatler muhteva olarak zamanı anlamlandırma ve ölçme araçları olduğu kadar, marka ve model olarak da dönemleri temsil eden araçlardır. Aynı zamanda 1980’li yılların ortalarına doğrudan algı dünyama giren Casio saatleri vardı, mesela plastik gövdeleri, elektronik yapısı, saati dakikaları ve saniyeleri gösteren bilgi bandıyla bana hep Japonları hatırlatıyordu. Niye öyledir? Gerçeklik payı var mıdır? Bugün bile bu soruların cevabını bilemiyorum. Herhalde o zamanların ruhuydu algılarımı şekillendiren. Şaşırtıcı olan Casio saatlerinin bende hala o dönemi temsil ediyor oluşu...

Şimdi aradan yıllar geçti. Artık koluma Hislon saat takan küçük bir çocuk değilim. Saat dünyasında ticaret yapan, hatta üretim de yapabilen, özgün konseptler  üretmeye çabalayan, saat kültürünü yaymaya çalışan, daha fazla kendisini anlamlandıracak bir yaştayım. Bu arada, kısmen temsil maksatlı oldukça güzel Montblanc marka bir saat takıyorum.   Ama zamanın esrarı hala çözülemedi. İlk koluma taktığım saatin işaretler ve sayılar dünyası da hala erişilmez cazibesini koruyor benim için. Ben hala her saatin yüzündeki ve içindeki anlamını, sihir ve mekaniğini, karmaşık işleyen sistemlerini, zamanı kavrama ile temsil etme ruhunu kavramaya çalışıyorum. O eski zamanlardaki amcalara saati söylerken aldığım zevki bugün saatlerle ilgilenirken de aynıyla hissediyorum. 

Saatleri yazmaktan, toplumumuzda saat kültürünün taşıyıcısı olmaktan, lüks aksesuarlar ve markalar için gösterişin dışında anlamlı kullanımlar için yeni yaşam alanları açmaktan o harika mutluluğu yeniden yaşıyorum.
Çünkü şimdi de iyi hatıralarınız kalsın, geçmişteki dünyalarınızın zamanı ölçülsün diye zamanın en modern saatlerini müşterilerimize sunmaya çalışıyorum… Ve dijital çağın süratli akışı ve gürültüsü içinde en yalın haliyle saat işliyor: Tik tak! Tik tak! Tik tak !

Esrar ve hayat da işliyor… 

Saygılarımla…

Watch Plus
İstanbul Ofis: Kervangeçmez Sok. Dilan Sitesi B2 Blok Kat:2 No:4 Mecidiyeköy
Ankara Ofis: Mithatpaşa Cad. 31/16 Kızılay
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Powered by .NET